How Can A City Named “Peace” Be Such A Caos?

For English, please look below!

Yola çıktığımdan beri her zaman bir sonraki yerimde kalacak yerimi ayarladım. Kafam rahat şekilde şehre varınca gideceğim yeri biliyordum. Fakat yolda tanıştığım diğer arkadaşlar sürekli gidince ayarlasam daha ucuz yer bulacağımı söylüyorlardı. La Paz’da ayarlamayayım o zaman, varınca bulurum bir şey dedim.

Bir insan ne kadar gerizekalı olabilir sorusunun cevabıydı resmen kararım. Uyuni’de gece otobüse bindim. La Paz’a vardığımda saat sabah 05:00’ti. Hava buz gibi. Bu havada hostel aramayayım dedim. Oturdum terminale beklemeye başladım. Ama terminalde her yer açık. Beklerken de üşüyorum. İnternet bulamadım. Dolayısıyla elimdeki tek data offline haritamda gösterilen hostel isimleriydi. Bir saat bekledikten sonra artık terminalden ayrılmaya karar verdim. Hava biraz aydınlanmaya başlamıştı.

Haritama göre ucuz ve iyi puanı olan bir hostele yürümeye başladım. Çok uzak değildir, yürürüm diye düşündüm. Bence La Paz’da gerçekten beynim çalışmadı. Hata üstüne hata. Ama hep dediğim gibi gezmek bazen gerçekten acı verici olabiliyor. Ben ise bu blogta gezgin olmayı her yönüyle göstermeye ant içtim.

Kocaman çantamla sakin sakin yolda yürüyordum. Hava neredeyse karanlık. Sokakta pek de tekin olmayan insanlar var. Bir yandan taksileri kesiyorum. Dayanamadığım noktada atlayacağım taksiye. Ama yaklaştım da vazgeçmek istemiyorum.

İşte ne olduysa bu noktada oldu. Bir sokağa girdim. Nereden çıktığı belli olmayan bir köpek geldi. Başladı havlamaya. Beni sevmedi anladım ama 17 kiloluk çantayla koşamıyorum. Sakin sakin yürümeye devam ediyorum. Nasılsa susacak bir noktada diye düşünüyorum. Ama o susmak yerine bana saldırmayı tercih etti ve bacağımdan ısırdı.

Sabahın altısı. Tek başıma sokaktayım. Yardım edecek kimse yok. Koca çantamlayım. Yavaş hareket ediyorum. En kötüsü ise beni kan tutuyor. Köpeğe dönüp biraz sevimli gözükmeye çalıştım. Hişt pişt dedim. Bana saldırmaya devam etmedi ama ben sokağı bitirene kadar havlamaya devam etti.

Bir yandan yürüyorum. Bir yandan bacağımdaki acıyı hissediyorum. O anda hayalim aşırı kanamam var. Bayılmamak için bacağıma bakamıyorum. Ya kan kaybından bayılacağım ya da bakınca. La Paz’da ölmek istemiyorum diye içimden geçiriyorum. Ağlamak istiyorum. Diğer insanlara güçsüz görünmemek için dişlerimi sıkıyorum. Bir şekilde hostele varacağım ve her şey düzelecek diye kendimi motive etmeye başladım.

Sonunda hostele vardım. Ama vardığım hostel 3 yıldızlı oldukça pahalı bir yer çıktı. Onlara bütçemi aştığını söyledim ve başıma gelenleri anlattım. En azından biraz dinlenip internetten yeni yer bakabilir miyim diye sordum. Misafir olmadan kalamayacağımı ve interneti kullanamayacağımı söylediler. Beş dakika önce birini köpek ısırmış, şehri tanımıyor ve korkmuş. Nasıl bu kadar ilgisiz olabilirsin? Neyse ki en azından bacağıma baktım. Kan yoktu. Kot pantolonumdan dişlerini geçirememişti köpek. Sadece aldığım darbe yüzünden ısırdığı yerde akşama koca bir morluk olacaktı. Kan olmadığı için rahatladım.

Aldım çantamı dışarı çıktım. Sokakta geleneksel kıyafetleriyle Bolivya’lı kadınlar pazarı kuruyorlardı. Kaldırıma yanlarına oturdum. Bir sigara yaktım. Kendime küfrediyorum. Neden rezervasyon yapmadım diye söyleniyorum. Herkesin aklı kendine. Sen kendi bildiğinden şaşma, değil mi?

Geleneksel kıyafetleriyle Bolviya’lı kadınlar

 

Yine de önceden dayanamayıp hostellere bakmıştım. Ucuz ve güzel bir hostelin adı aklımda kalmış. Oraya gitmeye karar verdim. Bir taksi buldum. Beni kazıkladığını bile bile bindim. O an pazarlık yapacak hiç gücüm yoktu. Hostele adım attığım anda sevdim. Beni hostel sahibi karşıladı. Başıma gelenleri anlattım. Sakinleşmem için hemen bir çay yaptı. Girişimi yaptım ve rahat bir nefes aldım.

Öğlene kadar odanın boşalmasını beklemem gerekiyordu. Ama artık güvende olduğum için mutluydum. Kaldığım hostelin adı La Pirwa. Hostelin içinde tur acenteleri var. Hosteldeyken istediğiniz tüm turları veya otobüs biletlerini alabiliyorsunuz. Böylelikle şehirde dolaşıp bunlar için uğraşmanıza gerek yok. Her şey güzel düşünülmüş. Gayet temiz bir hosteldi.

Kaldığım hostelin duşundaki minik(!) not

 

Kötü bir başlangıç yaptığım La Paz’ı keşfetmeye karar verdim. Odama yerleştim. Bir duş aldım. Bolivya oldukça fakir olduğu için La Paz başkenti olmasına rağmen kalite olarak oldukça düşük. Trafik felaket. Altyapı yok. Güvenli de diyemem pek. Çantanızı her daim kollamanız lazım. Özetle Bolivya, Güney Amerika’nın Hindistan’ı. Buraya varmadan önce herkes La Paz’ın çok acayip bir yer olduğunu söylemişti. Ama adıyla bu kadar tezat olacağını düşünmemiştim. La Paz ispanyolcada barış anlamına geliyor. Bana kalırsa şehrin ismi kaos olsa daha doğru olurdu.

Burada ulaşımı küçücük minibüslerle sağlıyorsunuz. Fiyatı 2 BLP. Başkentte de yeme içme oldukça ucuz. Ama pek yenilesi şeyler yok. Bu yüzden daha önce bana tavsiye edilen Cafe Vida’ya gitmeye karar verdim. İyi ki de gitmişim. Bu inanılmaz tabak ile moralimi daha da yükselttim.

Sokaklarda dolanmaya başladım. Şehir merkezinde bir sürü turistik eşya satan dükkan var. Ayrıca ziyaret edilecek müzeler ise aynı sokakta. Ben müze ziyaret etmektense sokaklarda dolaşıp etrafı keşfetmeye karar verdim. Çünkü La Paz tam bir görsel şölen. Bu karmaşa sizi yorabilir ama deneyimlemek için inanılmaz.

Yola çıkarken yanıma sadece iki sweatshirt almıştım. Ama Bolivya ucuz olduğu için kendime bir kazak almaya karar verdim. İyi ki de almışım diye çok düşündüm sonra. Nedeni ise bir sonraki yazımda.

La Paz’da gittiğim tek müze Koka Müzesi oldu. Giriş için cüzi bir rakam veriyorsunuz. İçeride ise koka yaprağının tarihinden tutun da kokainin ülke siyasetini etkilemesine kadar tüm bilgiler mevcut. Müze sonunda ise koka şekeri ile uğurlanıyorsunuz. ☺

La Paz’da çok yapmak istediğim bir şey vardı. O da meşhur Death Road’da (Ölüm Yolu) pedallamak. Bu tur biraz daha masraflı olduğu için şehirde aşırı atraksiyonlara katılmadım. Hostelimin canım acentesi sayesinde ise kolayca turumu satın aldım. Fakat bu inanılmaz deneyimi ayrı bir yazıda yazacağım.

İlk gün etrafı dolaşıp sokakları keşfettikten sonra La Paz’da ikinci günümde Death Road’a gittim. Son günümde ise şehri yukarıdan görmeye karar verdim.

La Paz, 3.640 metre ile dünyada en yüksek rakıma sahip başkent. Direkt uçakla şehre gelmiyorsanız otobüsle şehre girerkek yavaştan alışıyorsunuz yüksekliğe. Yine de sürekli yavaş hareket etmeniz gerekiyor. Yoksa çok çabuk yoruluyorsunuz.

Şehir vadiye kurulduğu ve bir sürü tepeden oluştuğu için diğer bir toplu taşıma aracı ise teleferik. Şu anda aktif üç teleferik hattı var. Ben de son günümde bu hatlardan birine binerek şehri yukarıdan görmek istedim. Karşılaştığınız manzara inanılmaz. Çünkü La Paz’da neredeyse hiçbir evin sıvası yok. Dış badanası yok. Dolayısıyla hepsi turuncu priketten ibaret. Yukarı çıktığınızda ise tüm şehir turuncu binalardan oluştuğu için garip güzel bir görüntüsü var. Bense o binaları gördükçe içten içe üşüdüm. Bu kadar yükseklikte soğuk geçen günlerde o evler nasıl ısınıyor diye dertlendim kendi kendime.

Son günümü de bitirdikten sonra tekrar hostele döndüm çantamı hazırlamaya. Bundan sonra Inka Güneş Tanrısının doğduğu adaya, büyülü Titikaka Gölü’nün ortasında kamp kurmaya gidiyordum. Isla Del Sol için tekneye bineceğim Copacabana şehrine biletimi aldım ve soğuk kamp gecelerinden önceki son gecemde güzel bir uyku çektim. Kahramanımızın yine başına geleceklerden haberi yoktu tabii.


I always arrange where I will stay. So that I can arrive to my next city peacefully and find my place to stay. But the other travellers always were telling me I should just arrive and find something. So I can find cheaper choices by asking to the hostels face to face. So I wanted to try this in La Paz. I got in the bus at night from Uyuni and didn’t make a reservation.

How can I be so stupid? When I arrived to La Paz, it was 05:00 am. So so cold. So I decided to stay in the terminal for a while. Because it was still dark outside. As I didn’t have internet, I couldn’t check my options also. I just could look for the hostel which shows my offline map. After an hour, I decided to go to one of them seeming cheap and good. Because it was getting morning.

I started to walk. I thought it is kind of close to walk. I think something happened to my brain and couldn’t think properly. I was carrying my big backpack. There were a few people on the streets. But they didn’t seem to me so good. I was checking the taxis. If I had felt bad, I would have taken a taxi. I kept walking and entered a street.

I was getting close. And at this point, a dog popped out from nowhere and started to bark at me. I just kept walking quietly. Because of my backpack, I couldn’t walk faster. I thought he would leave me alone after a while. But he decided to bite my leg.

It was 6:00 am. I was alone in the street. There was nobody to help me. I was carrying my heavy backpack. The worst part is that I cannot see blood. I looked at him, smiled and tried to seem cute. But he kept barking at me. But at least he didn’t attack me again.

I was walking but feeling the pain on my leg. I was saying to myself not to look at it. If there was a lot of blood, I could faint. I was thinking I don’t want to die in La Paz. I wanted to cry. But there were weird people on the streets. I should have seemed strong and arrived to hostel. I tried to motivate myself.

Finally I found the hostel. But it came out an expensive hotel. I told them what happened to me. But they didn’t allow me to rest there as I wasn’t a guest. I asked if I could use wifi to find a hostel for myself. I got a NO as an answer. At least, I checked my leg. There wasn’t blood. My jean protected me somehow. I just had a big bruise on where he bited me.

I took my backpack, got out of the hotel. There were old women praparing the market for the new day. I sat down near them, lightened a cigarette. Why didn’t I find a hostel? Why did I listened to other ones?

I remember that I saw a cheap and good hostel before. I found its name on my map and took a taxi. But I didn’t even have the energy for bargaining. I just wanted to be safe. The hostel where I stayed was wonderful. The owner welcomed me. After hearing my story, she prepared me a cup of tea and made me feel good again.

I had to wait till afternoon for my room. But I had breakfast peacefully and waited there. Where I stayed is called La Pirwa. They have a tour agency as well in the hostel. So you can just buy your tours or bus ticket without a problem. Everything was well thought.

I settled down in my room. I took a shower. And I went to discover the city. La Paz is also a poor city. There is a lot of traffic jam. It is not so safe. So you should keep an eye on your stuff. And I cannot say the people are so friendly also. It is like India of South America. It is so ironic. It is a city called peace. But it is a caos.

There are little buses for public transportation. You are paying 2 BLP for them. Food is so cheap. But they are kind of weird food. So for my first day I went to Cafe Vida which was suggested by a traveler to me. They are making really really delicious food there. It is good to go and feel peaceful. After charging myself with this beautiful food, I started to walk around in the streets. In the center, there are a lot of stores that you can buy souvenirs. Also the museums are in the same area generally. I bought myself a sweater. Because I didn’t have so many things like that. I was going to thank to myself later for that. As museum, I just visited Coca Museum.

Because my dream about here was to ride in Death Road. So I didn’t want to spend my money with another things. I will share my Death Road experience in another post.

On my second day, I was in Death Road. On my last day, I decided to see the city above.

La Paz is the highest capital of the world with 3.640 mt altitude. You are getting used to it in a few days. But you have to move around slowly. Otherwise you get tired easily.

As the city has a lot of hills, one of the public transportation is cable car. They have 3 active lines. I chose one of them to go up. Interesting fact: In La Paz, most of the buildings don’t have a plaster or they are not painted. So you just see the orange bricks on them. If you go up, the view is like full of orange buildings. It is just crazy.

After spending my last day in La Paz, I went back to the hostel and prepared my backpack. I was going to go to the magical Isla Del Sol which is in Titicaca Lake and where the sun god was born. I was going to do wild camp on the beach. So I slept peacefully before hard island days.

1 Comment

  1. Merhaba Hazal

    Çok büyük geçmiş olsun köpek saldırısı için😥 anlatımın o kadar güzel ki o anı gözümde canlandırdım ve sana çok üzüldüm 😭

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s