A Stop in Mendoza: A City of Wine and Greenery

   

Written by:

For English, please look below!

Uzun bir aradan sonra yeni yazımı yazmaya ancak fırsat buluyorum. Santiago’ya gelmeden önceki durağım Arjantin’in şarap şehri Mendoza olmuştu. Mendoza iklim gereği bağcılığa en yatkın bölge. Hal böyle olunca da şarapçılık geçmişi olan İtalyan ailelerin yerleştiği bir şehir haline gelmiş.

Córdoba’dan Mendoza’ya beklediğimden de uzun bir otostop yolculuğuyla vardım. Couchsurfing’ten bulduğum ev sahibim geç varmama rağmen oldukça anlayışlıydı. Geç vardığım için direkt uyudum ve şehre bakma fırsatım olmadı. Sabah kalktığımda ise yukarıdaki gibi bir manzara ile karşılaştım. Kaldığım evin karşısında büyük bir park var diye düşünmüştüm. Ama sokağa çıktığımda hiç de öyle olmadığını gördüm.

Mendoza, tüm sokakları ağaçlarla çevrili bir şehir. Arjantin’in belki de en yeşil şehirlerinden biri. Ev sahibime sorduğumda ise Mendoza’nın önceden gerçek anlamda çöl olduğunu ama buraya yerleşen insanların burayı yeşillendirdiğini söyledi. Girdiğimiz her ormanı çöle çevirdiğimizi düşünürsek bu gerçekten nadir rastlanacak bir durum.

İlk günümü biraz dinlenerek geçirdim. Ev sahibim işten geldiğinde akşam maça gideceğini, gelmek isteyip istemediğimi sordu. Futbol ülkesinde maç izleme fırsatını kaçırmak aptallık olur diye hemen evet dedim. Ayrıca futbolu ve maç izlemeyi seviyorum ve uzun zamandır maç izlemeye gitmemiştim. Burada biletler kadınlar ve çocuklar için yarı fiyatına. O gün yağışlı olduğu için stad aşırı dolu değildi. Biraz ıslansak da keyifli bir maç izledik. Hem de İspanyolcadaki küfür haznemi geliştirdim.

Mendoza’nın Coquimbito adlı kasabası, şarap evlerinin ve bağlarının olduğu bölge. İkinci günü buraya ayırmaya karar verdim. Mendoza merkezden birkaç otobüs şarap evlerinin olduğu yere direkt gidiyor. Coquimbito’da ise bisiklet kiralayarak gezebiliyorsunuz. Genelde insanlar bisiklet kiralayıp birkaç bağ geziyor ve sabahtan akşama kadar şarap tadıyor. Ringa ringa şişeler!

Ben butik bir tane bağa gitmek istedim ve ev sahibimin önerisine uydum. Bir tanesine gideceğim için de bisiklet kiralamak istemedim. Fakat otobüsten oldukça erken inmişim. Daha doğrusu burasının o kadar büyük olduğunu tahmin etmedim ve yürürüm diye düşündüm. Sıcağın altında yürümeye başlayıp iki dakikada pes ettim. Çünkü hem yürüyebileceğim gölge bir alan yoktu hem de oldukça yürümem gerekiyordu. Tam gideceğim yere otostop çekeyim diye düşünüyordum ki bir araba yol sormak için durdu. Gitmek istediğim yer de yolunun üstündeydi. Beni bırakırsan tarif ederim dedim ve atladım arabaya. Yüzsüzlüğümle hayatta kalıyorum burada!


Bağ evine vardıktan sonra hemen tanıtım turuna dahil oldum. 80 Arjantin Pesosu ödeyerek hem şarap yapım süreçlerini, hem de bağ evinin tarihini öğreniyorsunuz. Tur sonunda da çeşitli şarapları tadıyorsunuz. Ziyaret ettiğim bağ evi Familia Di Tomassio adında italyan bir ailenin eviydi. Oldukça eski ve köklü bir ailenin şarap bağı. Hem butik olması hem de içerideki çalışanların güleryüzlülüğü sizi oldukça huzurlu hissettiriyor. Bölgenin komple İtalya’ya benzediğini düşünürsek de mutsuz olmanız imkansız.

Turumu bitirdikten sonra aynı otobüsle şehir merkezine döndüm. Üçüncü son günümü ise şehirde gezmeye ayırdım. Şehir merkezinde 5 tane park bulunuyor. Tam merkezde bir büyük park, köşelerini takip eden çizgilerde de dört tane küçük park bulunmakta. Kaldığım ev bu küçük parklardan biri olan Plaza España‘ya çok yakındı. Parkın mimarisi için İspanya’dan esinlenilmiş. O yüzden içerideyken Mendoza’da değil de Sevilla’da gibi hissediyorsunuz. Detaylarına aşık olmamak elde değil.

Son günümü parklarda yayılıp dinlenerek geçirdim ve akşam otostop hazırlıklarıma başladım.

Ertesi sabah ev sahibim arabayla otostop için en uygun olan noktaya beni bıraktı. Bu defa daha da heyecanlıydım. Çünkü ilk defa ülkeler arası otostop çekecektim.

Ama aşırı şanslıydım. Çünkü tam bu fotoğrafı çekerken arkadaki o araba durdu ve yarı yola kadar gideceğini söyledi ve beni götürmeyi teklif etti. Aracın sahibinin oğlu da otostopla geziyormuş ve babasına insanları arabasına alsın diye baskı yapıyormuş. Ama benim oğlum hippi, onu yolda görsem ben de almam diyor. 😁

Yarı yolda indikten sonra çok beklemeden ikinci bir araç buldum ve şansıma bu araç Santiago merkezine kadar geliyordu. Üstelik şehre vardıktan sonra büyük çantamı görüp bana acıdı ve gitmek istediğim yerin kapısına kadar beni bıraktı. Otostop konusunda VIP hizmete terfi ettiğim ve 6 saatte ülke değiştirdiğim gerçeküstü bir yolculuk oldu.

Gerisi ise malum. Bir aydır Santiago’da inanılmaz güzel bir ortamın içindeyim. Hem tanıştığım herkes çok iyi, hem de yorulsam da para kazanıyorum. Burada zamanı o kadar dolu dolu geçirdim ki bloğuma hiç yazamadım. Santiago ilgili de bir değil on yazı yazmam lazım belki. En kısa zamanda onu da ekleyip Şili’nin kuzeyine doğru yol alacağım!

After a long time, I finally found some free time to write on my blog. Before arriving in Santiago, Mendoza was my last stop in Argentina. Mendoza is the perfect city for a winery because of its climate. As a result, Italian families who immigrated to Argentina and were involved in winemaking settled there.

I hitchhiked from Córdoba to Mendoza, and the journey took longer than I expected. My Couchsurfing host was very easygoing, even though I arrived so late at his house. Since I arrived so late, I didn’t have a chance to explore the area. However, when I woke up, this view greeted me from the balcony. I initially thought I was staying near a park, but when I went outside, I realized I was wrong.

Mendoza is a city full of trees and might be one of the greenest cities in Argentina. When I mentioned this to my host, he told me that Mendoza used to be a desert. However, people who settled there planted those trees and transformed the city into the green place it is now. If you think we are destroying nature today, this is a rare example of how people can help restore it.

I spent my first day resting. When my host came home, he asked if I wanted to see a football match at the stadium. I’m in Argentina, and I couldn’t miss the chance to watch a game here. Plus, it had been a long time since I last went to one, so I said yes! Tickets are half-price for children and women here. It was raining that day, so there weren’t many people. We got wet, but it was fun. And I learned a lot of cussing and swearing in Spanish!

Coquimbito is a town in Mendoza known for its wineries. I decided to spend my second day there. There are plenty of buses that go from the city center to Coquimbito. Once you arrive, you can rent a bike and visit the wineries. Generally, people rent a bike, visit several wineries, and get drunk. Because, why not? 🍷

I just wanted to visit a boutique, so I didn’t rent a bike. Instead, I took a bus there. But I was stupid and got off too early, so I had to walk a lot in the scorching heat. Ten minutes later, I gave up and decided to hitchhike. Just then, a car stopped and the driver asked me for directions. I told him that if he gave me a lift, I could show him the way. It was a win-win situation!

I arrived at the winery, which was Familia Di Tommaso. It’s a winery owned by a well-established family. I joined the tour, learned about winemaking, and walked around the vineyard. Later, we tasted some delicious wines. The area is like Italy – so quiet and peaceful! You feel incredibly relaxed there. After the visit, I returned to the city center on the same bus.

On my last day, I finally walked around the city. In Mendoza, there is a main park in the center, surrounded by four smaller parks. One of them was very close to where I stayed, called “Plaza de España.” As you can tell by the name, its architecture was inspired by Spain. You feel as though you’re in Seville when you’re in that park. I fell in love with its details!

After spending my day in the parks, I prepared for my first international hitchhike. The next day, my host dropped me off at a good spot to hitchhike. As we were saying goodbye, a car stopped and the driver offered to take me halfway. Then, I found a second car heading directly to Santiago, and the driver dropped me exactly where I wanted to go. I was so lucky this time!

It’s been a month since I arrived in Santiago, and I’ve been working really hard. I’ve met a lot of cool people here. I do get tired from the work, but at least I’m earning money. Since I’ve been working so much, I haven’t had a chance to write here. I really need to write about Santiago – I could fill a thousand pages! I’m not going to write that much, but I do need to share about Santiago. After that, I’ll hit the road heading north to Chile!

One response to “A Stop in Mendoza: A City of Wine and Greenery”

  1. mert Avatar
    mert

    You should come to turkiye

    Like

Thoughts, tips, or just saying hi? Drop a comment!