Sweet Civilization After The Jungle: Bogotá

Written by:

For English, please look below!

Çarpıcı Amazon deneyiminden sonra yine medeniyete ulaştık. Ama bu sefer şehir deneyimi oldukça sert bir geçiş oldu bizim için. İlk gün gittiğimiz büyük süpermarkette “Aaa bin çeşit peynir var burada!” diye aşırı normal bir şeye bayağı şaşırdım. Sadece çürük muzların satıldığı köy marketinden sonra buna şaşırmam oldukça normal sanırım. Mauro ile ben ekmek çeşitlerine aval aval bakarken, evinde kaldığımız Paula alışacaksınız, merak etmeyin bakışları atıyordu bize.

YDXJ0567.jpg

Canım Mauro

Bogotá‘da Mauro’nun inanılmaz cana yakın Kolombiyalı arkadaşı Paula’nın evinde kalmaya başladık. Paula, normalde erkek arkadaşı ve erkek kardeşi ile birlikte kalıyor. Bir de dünya tatlısı Papaya adında bir köpeği var. Fakat bizim evinde kalmaya başladığımız hafta, Paula’nın doğum günüydü. Doğum gününü kutlamak için babası da evine kalmaya gelmişti. Paula ve ailesi, tam tipik bir Kolombiya ailesi. Hepsi cana yakın ve samimi. Paula da şimdiye kadar kaldığım en iyi ev sahiplerinden biri muhtemelen. Kaldığımız zaman zarfında bizi evimizdeymişiz gibi hissettirdi. Öyle ki birkaç gün kalmayı planlarken tam iki hafta evinde kalmış oldum. 

IMG_9174.jpg
Arepa!

İlk günler Amazonlar’dan sonra aşırı yorgunduk. Ev ahalisi çalıştığı için gündüzleri evde değildi. Biz de bu yorgunluğu üzerimizden atabilmek için evde vakit geçirdik çoğunlukla. Evdeki ilk günlerde Amazonlardayken yazamadığım tüm blog yazılarımı tamamladım.

Bogotá, İstanbul gibi 20 milyona yakın nüfusu ile Kolombiya’nın en büyük şehri. Dolayısıyla trafiği, pahalılığı ve kaosu ile tam bir büyük şehir. Ben tabii ki de aşırı şehir seven bir insan olduğum için burayı aşırılar aşırısı sevdim. Çılgınlar gibi sanatsal aktivitelere kendimi atıp bataryamı doldurdum. Bir insanın vücudunda sanat bataryası olur mu ya? Benim var işte! Özellikle aşırı sıcak ve nemli havadan sonra burasının soğuk ve nemsiz havası bana ilaç gibi geldi. Hafif çanta taşımak için sıcak ülkelerde seyahat etsem de sıcak havayı sevmiyorum. Yaşasın soğuk hava! 

IMG_9109.jpg
Plaza De Bolivar
YDXJ0573.jpg

Paula, Mauro ve Ben

Şehir merkezine ilk kez Paula’nın doğum günü sebebiyle gittik. Şehir merkezini bizim Sultanahmet gibi düşünürseniz, merkeze çok yakın Mahmutpaşa gibi bir semt var. Biz de bu Mahmutpaşa’nın Bogotá versiyonuna doğum günü süslemeleri almak için gittik. Doğum günü sabahı alışverişimizi yaptıktan sonra merkezdeki Bolivar Meydanı’na gittik. Plazaya yakın bir restorana yemek yemeğe gittik. Gittiğimiz restoran Bogotá’nın en eski kiliselerinden biriydi aslında. Daha sonradan restore edilerek restoran haline getirilmiş. Şu anda da geleneksel Kolombiya yemekleri yapan harika bir yer. Akşam ise doğum gününün yapılacağı über lüks bir eve götürüldük. Doğum günü konsepti seksenler olduğu için herkes absürt kıyafetlerle baş gösterdi. Paula’nın erkek arkadaşı müzisyen olduğu için tüm gece grubuyla canlı müzik çaldı. Tüm gece bayağı bir eğlendik. Rezidansta doğum günü kutlayıp eğlenmeyeni döverler zaten. Amazonların köyünden Bogotá’nin rezidanslarına uzanan muhteşem hayatım haha

IMG_4850
Party Animals!

Bogotá, oldukça bisiklet sever bir şehir. Her yerde bisiklet yolları var. Mauro ile beraber dışarı çıktığımız bir günde bisikletle turlamaya karar verdik. Paula’nın evinden bisikletleri alıp şehrin en büyük parkına gittik. Bisiklet kullanımını o kadar destekliyorlar ki bisiklet için yapılmış apayrı otobanvari yolları var. Bak Güney Amerika’ya gelişmemiş dersin, beğenmezsin. Bize göre birçok açıdan gelişmişler aslında.

Bendeki Türk şansı mıdır nedir bilmiyorum ama genelde en olmadık yerlerde en olmadık olaylara denk geliyorum. Bugün de bisikletle parka doğru giderken bir anda kendimizi tomaların ortasında bulduk. Meğersem o gün bayağı büyük bir protesto varmış. Her yerde çelik kuvvet, yerlerde taşlar, sopalar. Ben hemen aşırı Türk kimliğimle, “Mauro! Sağ açık, sağdan gel. Gaz attılar, ağzını kapa” falan diye moda girdim. Mauro garibim de tamam falan diye beni takip etti. Bir şekilde yolumuzu bulup parka ulaştık. Dönüşte ise etrafta çok insan kalmamıştı ama ortalık darmadağındı.

Evde sağdan sola yuvarlanıp dinlendikten sonra artık dışarı çıkıp birkaç müze görmeye karar verdik. Bunun için tekrar şehir merkezine gittik. Bogotá’da metro yok ama yüzlerce metrobüs hattı var. Sen İstanbul’dan kaç, Bogotá’da metrobüse bin haha. Bogotá’nın en önemli atraksiyonlarından biri Altın Müzesi. Güney Amerika, altın açısından oldukça zengin. Zaten İspanyolların buraları fethedip yağmalarının en büyük sebeplerinden biri altın. Ayrıca İnkalardan beri altının kutsal olduğuna inanılıyor. Bu yüzden bu topraklarda çağlar boyu altın işçiliği ön planda olmuş. Altın Müzesi’nde ise İnkaların altını nasıl işlediğini görürken yaşam tarzlarına dair de birçok detay öğreniyorsunuz. Bu kadar altını bir arada görüp mutlu olmamak elde değil zaten. Sarı sarı liralar diyerekten her bir köşe sarı sarı parlıyor. Ama müzenin sonuna doğru altın görmeye de bıkıyorsunuz. Çünkü insanoğlu her şeyden bıkıyor bir yerden sonra.

IMG_9234.jpg

Sarı Sarı Liralar

Altın Müzesi’nden sonra yine yakında bulunan Bogotá Darphanesine ve sonrasında Botero Müzesi‘ne uğradık. Botero, Kolombiya’nın en ünlü ressamlarından biri. Adını bilmeseniz de mutlaka eserlerinden birini görmüşsünüzdür. Çünkü normalden büyük, şişman figürleri unutulmayacak kadar orijinal. Bogotá’da bulunan müzesi ise Botero’nun eski evi. Daha sonra müzeye çevriliyor. 

IMG_0087.JPG

Tarih dolu bir gün geçirdikten sonra diğer günümüzde sanatsal aktivitelerde bulunmaya karar verdik. İlk olarak Milli Kolombiya Müzesi‘ne gittik. Bu müzenin klasik müzelerden farkı, bulunduğu binanın eskiden bir hapishane olması. Bu yüzden binadaki birkaç kodes eski halinde bırakılmış ve bina tarihi bu odalarda ziyaretçilere gösterilmiş. Daha sonra neredeyse tüm sanat galerilerini gezdik. Çünkü sanattan ayrı geçen bu kadar zamandan sonra kendimi yine sanata boğmam gerekiyordu. 

IMG_0088.JPG

Bu turistik aktivitelerin dışında zamanın çoğunu evde oturmakla geçirdik. Netflix’te 13 Reasons Why’i bitirdim. Çünkü her ne kadar geziyor olsam da siz deli gibi aynı şeyi paylaşıp konuşunca “Benim neyim eksik ülen?” diye düşünüp kendimi hostel odalarına hapsediyorum ve hemen izleme ihtiyacı hissediyorum. Bir şeylerden geri kalma fobisi hepimizde olduğu gibi bende de var galiba!

2 haftanın sonunda artık yol almanın vakti geldi. Bu yüzden yine kendime gönüllülük işi bakmaya başladım. Kolombiya’nın kahve bölgesindeki şirin bir kasabada kendime iş buldum. 2 aydır beraber gezdiğim canım arkadaşım Mauro’ya veda ettim. İkimizin de rotası hemen hemen aynı. Fakat Kolombiya’da biraz daha farklı yol almak istedik. O yüzden şimdilik yollarımızı ayırdık ve ben Jardín‘e doğru yola çıktım.

IMG_9239.jpg
Museum of Botero

After the Amazon, arriving back in civilization was a total shock, and it felt like a punch in the face. When we went to a supermarket, I was amazed to see dozens of different kinds of cheese. Imagine my state of mind after the jungle! Just days before, I had been shopping at a tiny village market that sold weird things like rotten bananas. While Mauro and I stared at everything like cavemen, Paula kept telling us we’d get used to it.

In Bogotá, we stayed with Mauro’s friend, Paula. She lives with her brother and her boyfriend, and she has the sweetest dog in the world named Papaya! It happened to be her birthday week while we were there, so her father was also staying at the house. Paula is one of the best hosts I’ve ever stayed with; she made us feel completely at home. I only planned to stay for a few days, but I ended up staying for two weeks.

During our first few days, we were completely exhausted from the Amazon. Since everyone else was at work during the day, we were usually alone. We mostly stayed in while they were away, which gave me time to catch up and finish all my blog posts.

Bogotá is the biggest city in Colombia, with a population of around 8 million, so you can always expect traffic jams and chaos. Of course, being a city person, I absolutely loved it. I did a lot of artistic activities and fully recharged my “art battery,” which I think I’m the only person in the world to have. After enduring the constant heat and humidity of the jungle, the cool Bogotá weather felt like heaven. I usually choose to travel through warm countries just so I can carry a lighter backpack, but the truth is, I really dislike hot weather and just can’t get used to it.

IMG_9246.jpg

We went to the city center for the first time with Paula because she needed to buy some decorations for her birthday. After picking up a bunch of things, we headed over to Plaza de Bolívar. After walking around for a little while, we had lunch at a restaurant that used to be a church. They serve typical Colombian food there, and the portions are huge!

Once we completed our mission, we went to the location of the birthday party. Let me tell you where it was: a luxury residence! Yeah, that is my life. One day I am in the Amazon, and the next day I am in a luxury house.

YDXJ0575.jpg

The amazing restaurant

IMG_9359.jpg

Mauro and I

Bogotá is a very bike-friendly city. You can see bike lanes everywhere, and some of them are actually in better condition than the roads for cars. You might think South America is dangerous or underdeveloped, but their cycling infrastructure is better than in most countries.

One day, Mauro and I decided to go for a bike ride, so we borrowed Paula’s bicycles. Our plan was to go to the biggest park in Bogotá. Since I always seem to run into strange situations, we noticed something crazy on our way there: the whole city was protesting the new public transportation fares. The streets were completely full of police, and they were throwing tear gas. Fortunately, as an experienced protester, I easily found a safe side street for us to escape through, and we made it to the park. By the time we headed back, the crowds had thinned out, but the streets were still a total mess.

IMG_9100

After resting at home for a long time, we decided to check out the museums. All of them are located in the city center. There is no metro system in Bogotá, but they have the TransMilenio, which is a metrobus system. I used to hate this type of transit back when I lived in Istanbul, but you don’t really have a choice when you are traveling.

The most famous museum in Bogotá is the Gold Museum. Gold has always been the main mineral mined in South America, making it a massive part of the culture since the time of the Incas. While visiting the museum, you can see the incredible craftsmanship of ancient gold work and learn all about the local history and culture. Even if you aren’t into history, who cares? Just watching those yellow babies is a surprisingly calming activity.

IMG_9323.jpg
National Museum of Colombia
IMG_9251
Gold Museum

After the Gold Museum, we visited the Coin and Bill Production Museum, and later the Botero Museum. Botero is the most famous artist in Colombia. Even if you don’t know his name, I am sure you have already seen one of his paintings. His large-shaped, fat figures are simply too original to forget. The museum itself is located in his former house in Bogotá.

IMG_9245.jpg

After that history-filled day, we wanted to dedicate another day entirely to art. First, we went to the National Museum of Colombia. The museum building actually used to be a prison. While you are exploring the museum, you can still see its history and look inside the old prisoners’ rooms. After that, we visited a few local art galleries.

Aside from all my tourist activities, I also spent a lot of time just hanging out at home. I even finished watching 13 Reasons Why on Netflix. I know I am traveling, and most of you are probably wondering why on earth I am staying inside watching TV shows instead of exploring. But the truth is, you cannot be outside all the time. Sometimes I just want to do the same normal things as everyone else, and if the whole world is talking about a show, I want to know what it is too!

After staying for two weeks, it was finally time for me to move on, so I started looking for a new volunteering gig. I managed to find a job in a cute little coffee town. After traveling together for two months, I had to say goodbye to my lovely friend Mauro. We have almost the exact same route through South America, but we wanted to experience Colombia a little differently. So, for now, we split up and went our separate ways, and I hit the road for Jardín.

2 responses to “Sweet Civilization After The Jungle: Bogotá”

  1. Coskun Avatar
    Coskun

    Bir Ayhan Sicimoğlu iki sizsiniz Güney Amerika’nın müzelerini, sanatsal değerlerini tanıtan :)

    Muchisimas gracias!

    Cuidate.

    1. casuallifehacker Avatar
      casuallifehacker

      Şimdiye kadar aldığım en güzel yorum olabilir. Ayhan Sicimoğlu’nun eline su dökemem tabii ki ama. ☺️

Leave a Reply

Discover more from Casual Lifehacker

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading