For English, please look below!
Bolivya’da son durağım Isla Del Sol oldu. Sürekli beni acayip şeylerin bulduğu bu ülkede son durağımda da acayip şeyler beni buldu. La Paz’da kaldığım hostelde Copacabana için otobüs biletimi aldım. Copacabana’ya vardıktan sonra Isla Del Sol’a giden botlara binmekti planım.
Bolivya’da turist otobüsü diye bir şey var. Bolivyalılarla değil de turistlerle seyahat ediyorsunuz. Bu otobüsler direkt gittiği için diğer otobüslere göre daha hızlı ve sizin gibi diğer gezginler dolu olduğunuz için bir bakıma daha güvenli hissettiriyor. Ayrıca sizi kaldığınız hostelin kapısından veya yakın bir noktadan alıyorlar.
Ben de sabah erkenden otobüse binerek yola çıktım. Adada her şey pahalı olduğu için genelde herkes yiyeceklerini karadan alıp adaya gidiyorlar. Ama ben bunun için vakit bulamadım, sadece öğle yemeği yemek için vaktim oldu. Yiyecek malzemeleri Copacabana‘dan alırım diye düşündüm. Yaklaşık 4 saatlik yolculuktan sonra Copacabana’ya vardık. Otobüsten iner inmez Peru’daki ilk durağım Arequipa için bilet aldım. Workaway’dan kendime orada bir gönüllülük işi bulmuştum. O yüzden oraya giderek bir ay kalmayı planlıyordum.
Planım Isla Del Sol’da sahilde kamp kurmaktı. Herkes gece adada havanın bayağı soğuk olduğunu söylemişti. Hazırlıklıyım bir şey olmaz diye düşünmüştüm (gelecekte başıma geleceklerden habersiz). Ayaküstü bir şeyler atıştırıp bota atladım. Botta herkes yukarıda oturuyor, çantalarınızı ise aşağıya koyuyorsunuz.

Otobüsten birkaç insan ile konuşurken birkaç Arjantinli gezgin sohbete dahil oldu. Onlar da benim gibi adada kamp yapacaktı. Adada kamp yapılan sahil kuzey kısmında. Hosteller ise güney kıyısında. Bot iki limanda da duruyor. Otobüsten tanıştığım arkadaşlar güneyde indiler. Yarın Kutsal İnka Yolu’nda karşılaşırız dedik ve vedalaştık.

Biz ise kuzeye devam ettik. Arjantinlilerden biri daha önce birkaç kere adaya gelmişti. Nerede kamp kurulacağını biliyordu. Beraber çadırları atarız dedik. Kıyıya yaklaştık. Çantaları almaya gittik ki çantamın alt bölmesinin açık olduğunu gördüm. İçinden montum alınmıştı. Gezimin en soğuk günlerini yaşayacaktım ve montum çalınmıştı! Halbuki çantamın dışında bağladığım spor ayakkabım vardı. Onu alsa bu kadar üzülmezdim. Botta her yere baktım ama yoktu. Gezginler arasında da çalma oldukça oluyor. Kim neye ihtiyacı varsa hostelden fırsatını bulunca siz görmeden alıp gidiyorlar. La Serena’da hostelde aynen böyle bikini altımı çalmışlardı mesela.

Yapacak bir şey yoktu, mont gitmişti. Aldım çantamı ve adaya ayak bastım. Ada, tamamen koruma altında olan bir bölge. Çünkü antik İnka kalıntıları adanın her yerinde. Bu yüzden üç bölümü için ayrı giriş parası ödüyorsunuz: Güney, Orta ve Kuzey olarak adlandırılmışlar. Kamp kuracağımız sahile gitmek için önce giriş parasını ödedik, sonra da çadır kurmak için iyi bir yer bakmaya sahile indik.
Montum olmadığı için moralim inanılmaz bozuktu. Hava daha gece olmadan çok soğuktu, bense ne yapacağım diye dertleniyorum. En çok ihtiyacım olan anda montum çalındı. Nasıl üzülmeyeyim? Ama oturup ağlamak için de vaktim yok, gece olmadan çadırımı kurmam gerekiyor diye işe koyuldum. Önce çadırımı kurdum. Daha sonra da yiyecek almak için adada dolandım. Yiyecek bir şeyler bulunca Arjantinli arkadaşlarımın yanına döndüm. O an kamp yapmak yerine hostelde mi kalsam diye düşünsem de yine de fikrimi değiştirmedim. Donsam da çadırda kalacaktım yani.

Birkaç saat sonra akşam olmak üzereydi ve biz de arkadaşlarla en yakın kalıntılara yürümeye karar verdik. Adada yükseklik neredeyse 3000 metre ve yürümek kolay değil, sık sık nefessiz kalıyorsunuz. Dinlenerek yoldaki ilk kalıntılara vardık. Bizi inanılmaz güzel bir manzara karşıladı. Yemyeşil bir tepenin üstündeyiz, antik kalıntılar yanıbaşımızda, karşımızda uzanan göl, yıldızlarla dolu bir gökyüzü. Isla Del Sol gerçekten çok güzel. Biz vardığımızda ise iyice akşam olmaya başlamıştı. Biraz daha yürümeye devam edip İnkalardan kalma ev kalıntılarına vardığımızda ise hava iyice kararmıştı. Burası acaba salonları mıydı diye düşündüğümüz masa gibi görünen bir yere oturduk. Uzun bir süre yıldızları izledik. Bir zamanlar İnkaların ayak bastığı bu yerde gökyüzünü izlemek ne büyük ayrıcalıktı. Bu an kesinlikle gezimin unutulmaz anların biri haline geldi.
Hava iyice soğuduğunda kamp alanına döndük. Gece boyunca arkadaşlarla sohbet etmeye devam ettik. Mate çayı içerek ısınmaya çalıştık. Daha sonra geç olmadan yatmaya gittim, çünkü sabah erkenden kalkıp meşhur Kutsal İnka Yolu’nu yürüyecektim.

Gece gerçekten İNANILMAZ soğuktu. Anlatılmaz, yaşanılır denilen cinsten. Hayatımın en uzun gecesiydi sanırım ya da kesinlikle öyle hissettirdi. Çantamda ne varsa üzerime giydim ama yine de üşümekten uyuyamadım. Yarı uyur yarı uyanık halde bir şekilde sabahı ettim. Kendime kahvaltı için bir sandviç yaptım. Yol için aldığım meyve, kraker ve suyu da yanıma yolluk diye aldım. Güneş kremi, güneş gözlüğü gibi ekstra önemli şeyleri de çantama atıp yola koyuldum. Adada kampçıların kullanımı için tuvaletler var ama ücrete tabi. Eğer sabah çok erkenden kalkabilirseniz, çalıların arasında da işinizi görebilirsiniz ki ben öyle yaptım. Kamp alanına yakın doğal kaynak suyunda dişlerimi fırçaladım, yüzümü yıkadım ve yolun başlangıcına doğru yürümeye başladım.

Kutsal İnka Yolu, adanın güneyini kuzeyine bağlıyor. İnkalar, Güneş Tanrısı İnti’nin bu adada bir kayadan doğduğuna inanıyorlar. Daha sonra tanrılar kendine yaşamak için bir yer aramaya başlıyor ve inanışa göre Machu Picchu’ya yerleşiyorlar. Dolayısıyla bu ada çok kutsal. Ayrıca bu yolu yürüyenlerin hacı olduğuna inanılıyor. Bu yüzden birçok meşhur şamanın son eğitim etabı bu adada gerçekleşiyormuş. Kutsal İnka Yolu’na isterseniz güneyden isterseniz kuzeyden başlayabiliyorsunuz. Güneyde kalanlar genelde bir gece konaklayıp kuzeye doğru yürüyor. Daha sonra kuzeyden Copacabana’ya giden botlara binerek adada kaldıkları diğer noktaya dönüyorlar. Benim gibi yürüyenler kamp alanından yürüyenler de bu rotanın tam tersini yapıyor. Yol oldukça uzun, yaklaşık 4 saatinizi alıyor. Yol, yürümek için oldukça keyifli ve kolay, eğer uzunluğuna dayanabilirseniz. Genel olarak düzayak. Ada, özel bölge olarak üçe ayrıldığı için her bir segmente geldiğinizde yeniden giriş bileti alıyorsunuz.
Yolu yürürken çoğunlukla yalnızdım ve oldukça az insanla karşılaştım. Herkes kendi hızında yürüyor; dolayısıyla yan yana birçok insanla yürümüyorsunuz. Ben de tek başıma, saatlerce soğukta, rüzgârda yol aldım. Bu vesileyle çok düşündüm. Kendime döndüm. Adayı yürüdükçe ruhumun derinliklerine indim. Tüm yaşadıklarımı ve daha da yaşayacaklarımı düşündüm. Köpek mi ısırmış, montum mu çalınmış, umurumda değildi. Sadece ben, yol ve ada vardı.

Yolu bitirdim. Güney limanına vardım. Her yol insanı değiştirir. Tek başınıza aldığınız yollar ise sizi daha çok değiştirir. Özellikle de binlerce yıl önce yaşamış bir medeniyetin içinden geçerek yürüyorsanız, ister istemez ruhani bir deneyime dönüşüyor yolculuk. Ben de bu yolu Güney Amerika’daki yoluculuğumla özdeştirdim. Sonunda adadaki güneydeki limana vardığımda da evime varmışım gibi mutlu oldum.
Limanda ise yine Arjantinli arkadaşlarla karşılaştım. Onlar yolun başka bir kısmını yürümüşlerdi. Dönüş için tekneye atlarız diyorduk ki bizden 25 Bolivianos istediler. Copacabana’dan adaya gelmek zaten aynı para ama bu mesafe çok daha kısa. Saçmalık aslında. Başladık pazarlığa. Başta tekneciler pek cayacak gibi değildi çünkü o yolu geri yürüyemeyeceğimizi biliyorlardı. 4 saat daha yürüyecek kimsenin mecali yoktu. Onlar da işine gelirse diye tavır takınmışlardı. Neyse ki uzun uğraşlar sonucu birazcık indirim kopartabildik ve tekneyle kamp alanımıza geri döndük.
Son akşam yemeğimizi yiyerek şarap içerek hem içimizi ısıtmaya çalıştık, hem de çok keyifli bir vakit geçirdik. Şarap da etkisini göstermeye başlayınca gecenin geri kalanında “Dün akşam amma soğuktu!” diye gülüşüp durduk. Sanki yine o soğukta uyumayacakmışız gibi. Ama insan derdine de gülmeli bazen. Oturup ağlamanın kimseye faydası yok, değil mi?
Ben sanırım ikinci gece soğuğa da alıştım, çünkü ilk gece göre daha az üşümüştüm (şarabın etkisi de olabilir bu). Yolu da tamamlamamın verdiği mutlulukla da bir güzel huzurla uyudum. Copacabana’ya geri dönüş teknesini yakalamak için sabah erkenden uyandık.
Şehre geri varınca öğle yemeğimizi yedik ve arkadaşlarla yollarımızı ayırdık. Benim için rotamdaki bir sonraki ülkeye gitme vakti gelmişti: Peru!

My last stop in Bolivia was Isla del Sol, the Island of the Sun. I had already gone through some wild experiences in Bolivia, and Isla del Sol was no exception. I bought my ticket to Copacabana from the hostel. After arriving in Copacabana, I was planning to take a boat to Isla del Sol.
In Bolivia, there are tourist buses. If you take one of these, you travel with other tourists. These buses are direct and feel a bit safer, since you’re surrounded by other travelers. They usually pick you up where you’re staying too.
In the morning, I got on the bus. People had warned me that everything is expensive on the island, so it’s better to buy food in Copacabana. That was my plan as well. After a four-hour ride, we arrived. As soon as I got off, I bought my ticket for my first stop in Peru: Arequipa. I had found a volunteering job there and planned to stay for a month.
The boats to the island were leaving in an hour, so I only had time to grab lunch. I didn’t manage to buy any food to bring with me. My plan was to camp on the island. Everyone said it gets really cold at night there, but I thought I was ready. I ate something quickly and hopped on the boat. Everyone sat on the upper deck, and we placed our luggage underneath.

On the boat, I met a group of Argentinians who were also planning to camp. The camping area is in the north, and the hostels are in the south. The boat stops at both parts of the island. The people I had met earlier got off in the southern part. We said we’d meet again along the sacred Inca trail.

We continued to the north. One of the Argentinian guys had camped there before and knew a good spot, so we decided to stick together. As we got close to the port, we went down to grab our bags, and that’s when I realized my jacket was gone. I was about to camp in cold weather without it.
The weird thing is, I had my sneakers hanging outside my backpack. Those would have been easier to steal. I searched the boat, but it was gone. Sadly, theft between travelers isn’t rare. If someone needs something, they just take it, even in hostels. I had already lost a bikini back in La Serena.
There was nothing I could do. I grabbed my backpack and stepped onto the island. Isla del Sol is a protected site because of its Inca ruins, so you have to pay separate entrance fees for the north, center, and south. We paid for the northern part and headed to the beach where people camp.

I was frustrated and cold. The jacket was gone when I needed it most. Still, I set up my tent and then went to look for food. After buying something to eat, I returned to the campsite and reminded myself that I wasn’t going to let this ruin my plan. I was going to camp either way.

A few hours later, we walked to the nearest ruins. The altitude was around 3,000 meters, so it wasn’t easy. We reached the first ruins slowly, taking breaks. Isla del Sol is stunning. You walk among ancient Inca remains like it’s the most natural thing in the world. By the time we arrived, it was nearly dark. We sat around a stone table and imagined it was once someone’s living room. We watched the stars for hours, with Lake Titicaca stretching out in front of us. It was one of those quiet, unforgettable moments.

Eventually, we returned to the campsite. The temperature was dropping fast. We sat around chatting and tried to stay warm with mate. I was planning to wake up early the next day and walk the sacred trail, so I went to bed before it got too late.

The night was REALLY COLD. I wore everything I had, but it didn’t help much. I just lay there counting the hours until the sun came up. Morning finally arrived. I made a sandwich for breakfast and packed my bag with fruit, water, and crackers. I remembered sunscreen and sunglasses. You have to pay to use the bathrooms on the island, but if you wake up early, you can find a quiet spot. I washed my face and brushed my teeth with spring water, then started walking.
The Sacred Way connects the north and south of the island. The Incas believed the Sun God was born from a rock here. Later, the gods searched for a place to live and chose Machu Picchu. That’s why the island is sacred. Those who walked this trail were considered pilgrims. Even today, well-known shamans come here to complete their training.

I walked alone, at my own pace. It was just me, the wind, and the trail. I had time to think and reflect. Step by step, I felt like I was letting go of the frustrations I had carried with me. The stolen jacket, the dog bite, none of it mattered here. It was just me and the road.

Eventually, I reached the southern port. Every journey leaves a mark, but the ones you take alone change you in a different way. I kept thinking about how this sacred road mirrored my own path. Sometimes it was smooth, sometimes hard, but always meaningful.
At the port, I ran into my friends again. They had taken a different trail. We planned to take a boat back to the campsite, but the price was 25 Bolivianos, the same as going all the way to Copacabana. And we were so close. We tried to negotiate, but the boat operators knew we weren’t about to walk four hours back. Eventually, they gave us a small discount and we returned.

That night, we shared a bottle of wine and made jokes about the cold, pretending like we weren’t about to freeze again. Sometimes you just have to laugh. Crying doesn’t fix anything.
I think I had gotten used to the cold by then. The second night didn’t feel as bad. Maybe it was the satisfaction of finishing the trail, but I finally slept well.
We woke up early to take the boat back to Copacabana. Once we arrived, we had a great lunch and said our goodbyes.
It was time for me to head to another country.


Thoughts, tips, or just saying hi? Drop a comment!